sonra büyüdüm ben.
başka bir şehirde yaşamak için evden gittiğimde ağladı babam. sonra ilk sevgilimi evimize getirip tanıştırmak istedim diye kavga ettiğimizde ağladı. isyan ettiğim zaman ağladı. aşık olduğumu öğrendiği zaman ağladı. artık yaşamak istemediğimde de, ölmekten vazgeçtiğimde de ağladı. ağlamış yani. çünkü hep annemin yanında ağladı. annemden öğrendim hep. annem sanki evin küçük oğlu ağlamış da gözyaşlarını silip eline kemirmesi için ekmek parçası tutuşturulmuş gibi iç burkan bir edayla söyledi hep bana bunu;
- baban oturdu ağladı.
babam benim karşımda hiç ağlamadı. öyle ''sert baba'' imajı çizme maksatlı değil ama. ben de babamın karşısında hiç ağlamadım. utandığımdan falan değil. çünkü dayanamayacağımızı bildik hep. birbirimizi o kadar çok üzemeyeceğimizi bildiğimiz gibi. ama ne yazık ki üzdük. küçükken kinder sürpriz yumurta getirmediği zaman üzdü beni babam. ben o'ndan daha çok sevdiğim bir adam olduğunu sandığı zaman üzdüm o'nu. halbuki ikimiz de yanılmıştık. kinder sürpriz yumurta o zamanlar pahalıydı. babam da her akşam kinder alacak kadar çok para kazanamıyordu. ve hayatta ben en çok babamı sevmiştim.
yarın babası hayatta olan şanslı evlatların, babalarını baba oldukları için kutlayacakları bir gün. babalar günü'nde, şu dünya üzerinde babamı sevmeyen bir tek allahın kulu yokken, bir zamanlar kendisini beğenmeyen kibrimi sarsam en güzel kutulara, en renkli kurdelalara; kabul eder mi acaba?

* cümle, can yücel'e aittir.