Salı, Kasım 22, 2005

i might be wrong

gözlerimi açiyorum. içinde bulundugum odanin yana yatmis görüntüsü geliyor gözlerimin önüne, kimbilir benden önce kaç tane kafanin degdigi yastigimin hizasindan. karman çorman bir oda. benden baska kimse yok. bu iyi...

kalkiyorum. banyoya gidiyorum. neyse ki 24 saat sicak su var bu evde. yüzümü defalarca yikiyorum. o an kafamdan bir seyler geciyor olmali ki, ne kadar süredir aynanin önünde yüzümü yikadigimi hatirlamiyorum. banyodan çikip yandaki mutfaga giriyorum. hemen bir 3ü1arada hazirliyorum kendime. ayilmam lazim. ayilmasam ne olacak? istanbul'da bombos bir evdeyim. olsun, yine de ayilmak istiyorum.

ayiliyorum. mutfagi toparlamaya karar veriyorum. bulasiklara saldiriyorum hemen. bütün bardaklari yikamaya ant içtim! tek bir kullanilmis bardak kalmamali. bir yandan bagira cigira sarki söylüyorum. sarkiyi tam yarisinda unutuyorum. siktiret! bastan basliyorum! bu benim sarkim nasilolsa...

kafami yandaki minik pencereye ceviriyorum istemsizce. birileri bana bakiyor gibime geliyor. yanilmamisim! karsida ayni hizada atölye gibi bir yer var ve içeride belki on tane kiz bir yandan ellerindeki isi yapiyorlar, bir yandan aralarinda konusuyorlar. biri bana bakiyor. hepsi de gülümsüyor. hepsi de çok mutlu. hepsinin tek sorunu, nisanlisiyla evlenebilmek için gerekli olan çeyizdeki son eksik parça sanki. o yemek takimi alindi mi, artik evlenebilirler ve sonsuza kadar mutlu olabilirler. sictigimin yemek takimi eksik sadece mutlu olabilmek icin.

kendi hayatimi düsünüyorum.

kapidan cikip, aralarina katilmak istiyorum bir an.
onlar gibi mutlu olmak istiyorum.

elimdeki bardak kayiyor bir anda. mermer lavabonun tam ortasina düsüyor. bir kaç parçaya ayriliyor. köpüklerin arasindan parmagimdan hafifce sizan kana bakiyorum. ve yarim kalan sarkima en bastan basliyorum...





what would i do?
if i did not have you..