Pazar, Mart 25, 2007

duydum ki unutmuşsun

kemanın yayı, kulağımın hemen yanında, bir ileri bir geri gidip geliyor. darbuka, darbuka olalı böyle bir hüzne şahit olmadı. her dakika birbiriyle tokuşan rakı bardaklarının kafaları dönüyor, mideleri bulanıyor. masanın üzerindeki köşeleri yenmiş mezeler unutulmaktan şikayetçi.



ben mi?



ben son derece mutluyum. o kadar mutluyum ki, oturduğum sandalyaye iyice yayılmışım ve bir elimde aslında içmediğim sigara, diğer elimde aslında kaç bardak içtiğimi dahi unuttuğum rakı; bütün bu olanları izliyorum.



yazık olmuş o gözlerden
sana akan yaşlara



bir el, ellerimin üzerinde geziniyor ve sonra kenetleniyor. kimin eli bu? kimin eli kimin cebinde, umrumda değil ama, kimin eli benim elimde, işte bu umrumda. ah evet. tamam. şimdi oldu. bu eli seviyorum. kenetlenmesine izin veriyorum. ama sadece bir süre için. bu süreyi iyi ayarlamak gerekiyor. önceki ellerden biliyorum. evet. zamanı geçirdiğiniz anda, o el, sizi alır, götürür. başka bir el tarafından nereye gittiğimi bilmeden sürüklenmek istemiyorum. ''o zaman istediğin zaman bırakırsın, ne olacak ki?'' diyenler için, hemen cevap vereyim. o kadar kolay mı sanıyorsunuz, kendi isteğinizle tuttuğunuz bir eli bırakmayı? benim için hiçbir zaman kolay olmadı.



acırım heder olan
o en güzel yıllara



hesabı ödeyin de, gidelim artık. sen de elimi bırak artık. bu gece yastığın hemen altında uyuyacak.